KUZULAR


Steplerde sapsarı bir bahar günüydü.

O gün steplerde bir cinayet işlendi.

Çoban Mehmet neşeliydi. Koyunlar otlağa yayılmış, otlağın en yeşil, en bol otlu, en bereketli kısmında otluyorlardı. Güneş pırıl pırıl, kuşlar cıvıl cıvıldı. Cıvıl cıvıl kuşlar, pırıl pırıl güneşe doğru bakıp mutluluğu çağrıştıran, bize sanki neşeliymiş gibi gelen o bilindik şarkılarını söylediler. Halbuki kim bilir neler diyorlardı gerçekte.. Çoban Mehmet bunu hiç aklına getirmedi. Koyunlar otlağa yayılmış, otlağın en yeşil, en bol otlu, en bereketli kısmında otluyorlardı. Çoban Mehmet neşeliydi.

Koçlar, anaç koyunlar, toklular, şişekler ve kuzular her zaman yaptıkları şeyi yapıyordu. Başlarını indiriyor, otları dişleriyle koparıp başlarını tekrar kaldırıyor ve ağır ağır çiğnemeye koyuluyorlardı. Sonra tekrar aynı şeyler. Akşama kadar hep aynı.. Her gün aynı şey!

Çoban Mehmet için bu bir sorun sayılmazdı. Hayatından memnundu o. Bir ağaç kıyısına çömelip öğle güneşinin sıcağında kavalıyla ezgiler uydurarak eğleniyordu. Bu ağaç, bu gölge, bu kuşlar.. Ona yeterdi.. Kuzular, ona yeterdi..

Koyunları, Çoban Mehmet’in bütün ihtiyaçlarını karşılıyordu. Et, süt, yün ve diğer şeyleri.. Yani ‘bütün’ ihtiyaçlarını.. Kınalı, yumuşak kuzulara bakıp büyük bir keyifle gülümsedi.

Ayağa kalktı. Güneş tam tepedeydi. Gökyüzünde top top beyaz bulutlar geziniyordu. Onun kınalılarına benziyordu onlar. Yumuşak, beyaz ve tombul. Gözlerinde tuhaf bir parıltı baş gösterdi. Bakışlarını indirip sürüye baktı.

Yavaşça hayvanların arasına girdi. Koyunlar umursamaz hareketlerle olağan işlerini yapmayı, yani yaşamayı sürdürüyorlardı. Otları kopar. Yut. Geviş getir.

Traş edil. Süt ver. Kesil.

Ve diğer şeyler..

Çoban Mehmet gözlerinde mutlu bir kararsızlıkla kuzucuklarına baktı. Bugün içlerinden hangisini götürseydi acaba? Zor seçimdi. Kararsız kaldı.

Güneş tam tepedeydi.

Koyunlar her zamanki bildik, sıradan, olağan, sıkıcı şeyleri yaparak o sıkıcı -ve belki mutlu- -bir gün kesilerek öldürüleceleri- hayatlarını sürdürüyorlardı. Arada bir, o da yalnızca önlerindeki ot bitince, ileriye doğru bir iki küçük adım atıyorlardı. Çoban Mehmet’e yavaşça çarparak yanından geçiyorlardı. Genç adamın ayakta durduğu yerin çevresindeki otlar giderek azaldı. Vakit ilerledi. Çoban hala boş gözlerle kuzucuklarını süzüyordu. Bir ona bakıyordu bir ötekine. Bir türlü içlerinde birinde karar kılamıyordu. Birini alsa aklı ötekilerde kalacaktı. Böyle böyle güneşin altında, kuşların cıvıltısını dinleyerek bir saat kadar öylece ayakta dikildi. Vakit ilerliyordu.

Çoban Mehmet’in çevresinde, onun durduğu yerin dışındaki otlar gittikçe azaldı. Koyunlar çobana doğru sokulmaya başladılar.

Yavaş yavaş sokuldular.

Çevresindeki koyun kalabalığı ve bu kalabalığın yoğunluğu arttıkça Çoban Mehmet’in de heyecanı artıyordu. Artık bir kuzuyu seçerek onunla beraber ufak bir gezintiye çıkma vakti gelmişti.

Biraz daha sokuldular.

Aykız’ı seçti.

Onlar biraz daha sokuldu.

Çoban Mehmet yüzünde aptal bir gülümsemeyle iyice yanına sokulan koçları iteleyecek oldu.

Hayvanlar kıpırdamadı.

Biraz daha sokuldular.

Küçükbaşların sessiz kalabalığı Çoban Mehmet’i yavaşça sıkıştırmaya başladı.

Çoban Mehmet şaşırdı ve öfkelendi: “Durun lan! Dur.. Çekilin! Oğlum!”

Koyunlar aldırmadı. Onlar her gün yaptıkları sıradan işleri yapmaya devam ediyorlardı. Başlarını indirip dişleriyle otları kopardılar ve yuttular. Sonra geviş getirdiler.

Çoban Mehmet artık endişelenmeye ve korkmaya başlamıştı. Koçlar ve diğer koyunlar çobanı iyice sıkıştırmıştı. Hayvanların üzerinden aşmayı denediyse de sakin kalabalığın içinden çıkmayı başaramadı.

Biraz daha sokuldular.

Çoban Mehmet yardım için bağırmaya başladı.

Biraz daha sokuldular.

Yardım çağrısı acı dolu bir çığlığa dönüştü. Bacakları iyice araya sıkışmıştı. Kalın, etten duvarı kımıldatamıyordu. Neden sonra kalabalık biraz açılır gibi oldu.

Çoban Mehmet’in bacakları tamamen uyuşmuştu.

Yere yığıldı.

Biraz daha sokuldular.

Son çığlıklar alacakaranlıkta duyulmadan yitip gitti.

Steplerde sapsarı bir bahar günüydü.

O gün steplerde bir cinayet işlendi.

 

Ana Sayfa